


YUKARIDAKİ FOTOĞRAFLAR 23 NİSAN 1971 YILINDA ÇEKİLMİŞTİR. BİRİNCİ FOTOĞRAFDA OKUL MÜDÜRÜ KARDEŞİM VE BEN VARIZ. İKİNCİ FOTOĞRAF İSE YİNE AYNI TARİHTE ÖĞRENCİLERİMLE BERABER OKUL ÖNÜNDEKİ RESMİMDİR.
Yıl 1970 okullar açılmasına az kalmıştı. Arkadaşım Mesut:
-Hasan üniversiteyi kazanamayan lise mezunları, vekil öğretmen olarak alınacak dedi.
Hemen milli eğitim müdürlüğüne dilekçemizi verdik. Bir hafta sonra gelmemizi istediler.
Dedikleri gün gittiğimizde, dilekçelerimizin kabul edildiğini ve benim Bursa Merkez İlçe’ye bağlı
KORUBAŞI köyüne tayin edildiğimi söylediler.
Tabii hemen köyüme geldim. Babama durumu söyledim. Sevindi.
- Okul açılmadan önce gidelim köyü görelim öğrenelim dedi.
Babamın en sevdiği kardeşi Canip Amcamla beraber adı geçen köye gitmeğe karar verdik. Canip Amcamın Bursa – Gemlik hattında bir münübüsü vardı. Bursa Merkez de de tanıdıkları çoktu.
Münübüse mazot takviyesi yaptıktan sonra, yola çıktık.
Bursa da bilenlere sorduğumuzda bu köyün Mustafa Kemal Paşa tarafında fakat yolu pek sağlam olmayan bir dağ köyü olduğunu öğrendik. Eski İzmir yoluna girdik. Kayapa Köyü, Hasanağa Köyü; Unçukuru köyü üzerinden dağa doğru çıkan bir yola girdik. Tektük yollarda hayvanı ile giden ya da gelenlere rastlıyor. Adresi soruyor. Doğru yolda olduğumuzu anlıyorduk. Bilhassa yol unçukuru köyünden sonra topraktı ve yer yer çukurlar da vardı. Bu sebeble yavaş gidiyorduk Bir tepeyi açtığımızda bize güzel bir manzara ile seyir zevki veren, Korubaşı köyünü gördük. Tam o sırada öğle ezanı okunuyordu. Köylüye selam verip abdestimizi aldıktan sonra biz de cami cemaatına katıldık. Namazdan sonra Amcam beni köylilerle tanıştırdı. Bu okula tayin edilen öğretmen olduğumu söyledi. Bizimle tanışmadan da gayet nazik karşılanmıştık. Şimdi ise sonradan İsminin Kamil olduğunu öğrendiğim nur yüzlü bir ihtiyar:
-Öğretmen efendi işte okulumuz orada, çeşmenin yanında. Okul Müdürü Mahmut Bey’de evinde olmalı diye biraz ileride ağaçlıkların içinde şirin bir binayı işaret etti. Münübüsle okulun önüne kadar geldik. Bizi güleryüzle karşılayan Mahmut AKKAYA Bey’e elimdeki evrakları gösterdim. Kendisi:
-Hoşgeldiniz. Sefalar getirdiniz diyerek karşıladı bizi..
Okulda sadece bir lojman evi vardı. Fakat Bursa’ya taşınmış olan köy sakinlerinin evlerinde kalabileceğimi söyledi. Zaten bizimle beraber okula kadar gelen kalabalığın içinde Muhtar Mehmet BAYRAK da vardı. Şimdi yaşıyorsa Allah ondan razı olsun. Öldüyse Allah rahmet etsin. Bize çok yardımcı oldu. Zaten köylü birbirine akrabaydı. Akraba olmayanlar da kız alıp vermekle akraba oluvermişlerdi. Bu misafirperver köyü çok sevmiştim. Hala seviyorum Fakat yaklaşık 38 yıl oldu. Bir daha Korubaşı Köyüne gitmedim. Askerden sonra İstanbul’a gitmemin bunda payı var diye düşünüyorum. Çünkü İstanbul sevdası hiçbirşeye benzemez. Şairin dediği gibi bir taşına bir ülke feda edilecek kadar aşkla sevilen şehirdir.
Burada kısaca köy sakinlerinden asil karakterini anlatmak isterim. Asla yalan söylemezler. Kendileri yörüktür. Buraya yerleşmişlerdir. Hayvancılık ile geçinirler. Türklerin özü kendileri olduğuna inanırlar. Çevik, atik, korkusuz ve başeğmez bir yapıları vardır. Bilime çok önem verirler. Her köylü boş vaktinde kitap okur. Bu kitap okuma zevkine benden yıllar önce öğretmenlik yapmış, Ekrem Bey zamanında başlamışlar. Kahvede kitaplar var. Bilhassa Türk tarihi ve Atatürk hakkında çok kitap var. Bilgili ve konuşkan insanlar. Fakirler fakat öyle bir kanaat sahibiler ki ülkemizin en zengini bile onların yanında yoksul kalır. Dikleşmezler, fakat hep dik dururlar. Şarkıdaki gibi kula kulluk etmezler. Böyle insanlar sevilmez mi? Sevilir elbette.