http://gurbetdeyazmak.blogcu.com/rss.php
O yılları anlatan çok kitap yazıldı. filmler ve dizilerde de hep aynı konular işlendi.Çok insanımız canını verdi. Aklını kaybedenler olduğu gibi, bir kolunu ya da ayağını gözünü yitirenler de oldu.Ne olduğunu bilmeden birbirimize düşman kesildik. şucu, bucu olduk. Her akımın yurt içinde ve yurt dışında liderleri vardı. Geriye dönüp baktığımda, yüzümde acı bir gülümseme beliriyor. Niçin yaptık. Neden söz dinlemez, isyankar ve yıkıcı bir ömür sürdük, hala anlamış değilim. Fakat o yıllarda bu ülkede fakir insan çok azdı. Hakkımızı söke söke alıyorduk. Kanunlar da bizden yanaydı.. Otuz yıl önce fakire hak veren kanunları yok ettiler. Üstelik o ANAYASA büyük bir çoğunlukla kabul edildi..
Şimdilerde de ona benzer bir hareketler var. Yine kamplaşmalar başladı. Bizimkiler ya da sizinkiler diye ayırımlar başladı. Hükümette olan parti birşey söylese, hemen onun karşısına muhalif bir söz üretiliyor. Bu söz slogan haline geliyor. Destekleyenler bizden, karşı çıkanlar onlardan.. Hemen bir ayırımcılık başlıyor.
Bu ülke hepimizin, sağcı, solcu, dinli, dinsiz ve diğerleri hepsi vatanseverdir. Bu yurt için gerekirse herbirimiz seve seve canımızı veririz. Çünki atalarımız bin yıldan fazla bir zamandır, bizler için, bu topraklar için canlarını esirgemediler. Türkiyenin her karış toprağında onların kanı vardır. Öyleyse, bu saldırganlık kime? Bu vatanı sevmeyen var mı? Yok.
Aklımızı en öne çıkaralım. Bir kere daha düşünelim. Yanlışı terkedelim.
Şimdi sizinle zamanda yolculuğa çıkalım. 27 MAYIS Darbesi yapılmış, demokrasi askıya alınmıştı. Herkes çaresizdi.Zenginler bir anda fakir oldu. Fakirler ise yoksul. Darbecilerin kurduğu mahkeme, sudan sebeblerle, bu milletin oylarıyla iktidara gelmiş. Belki de uzun müddet iktidar kalacak bir partinin en sevilen isimleri hakkında idam kararı vermişti. İdamlar yapıldı. Hele üçüncü idamı sabahın alaca karanlığında değil, tam öğle vakti, bir eylül güneşi altında oldu. Hemen akabinde yapılan seçimlerde, mağdur durumda olanları temsil eden parti, tek başına iktidara geldi. Fakat çok sürmedi. Bir 12 MART muhtırası ile bu iktidar partisi de alaşağı edildi. Burada iktidarı ele geçirenler sol harekete karşı kıyım yaptılar. Bu defa mağduriyet sol düşüncede oldu. Nitekim sonra yapılan seçimlerde bu mağdur hareket kılpayı iktidar oldu. Kıbrıs Barış Hareketi de onlara nasip oldu. 1970 ile seksen arası, benim iş hayatına geçtiğim. Bir eş ve çocuk sahibi olduğum, bir yapı kooperatifi ortaklığı neticesiyle mekan sahibi olabildiğim yıllardır. O günlerde genç olduğum için mi? Yoksa gerçekten fakir zümrenin hakkını alabildiği seneleri ifade ettiğinden çok rahattım. Bana göre o yıllar, bütün ülke pembe hayallerle yaşadı..
Yıl 1973 yeni bir seçim yapıldı. Tarihte ilk defa, (sonraları o lider başörtüsü ile meclise girene"-defol !! dışarı çık" dedi.) Laikliği sonuna kadar savunan bir parti, kendi fikirleriyle taban tabana zıt bir parti ile koolisyon yaptı. Bu koolisyon zamanında çok başarılı bir siyasetimiz oldu. Mazlum devletlerin halkı, başlarındaki idarecilerine bizi örnek gösterir oldular. Herşey çok güzel gidiyordu. İşyerlerinde kurulmuş sendikalar bir bir tasfiye ediliyor. İşçiyi patrona satan sendika anlayışı yerini, işçinin hakını savunan harekete bırakıyordu. Mesela benim maaşım 900 lira iken bir anda 2500 lira oluveriyordu. Ta ki o karmaşa başlayıncaya kadar. Kimileri bu ülkeyi bir büyük devlete vermek isteyenlere savaş açıyordu. Savaşanlara karşı öbür taraf ise siz de bu ülkeyi başka bir büyük devlete satacaksınız ha ! diyerek savaş açıyordu. Burada oynanan bir oyun vardı. Para babaları servetlerini azaltmak istemiyorlardı. Belki de o iki büyük devletin daha da ilerisinde bu eylemleri teşvik ediyorlar, eski düzeni getirmek istiyorlardı. İşte beklenen oldu. 12 EYLÜL Hareketi yapıldı. Terör hemen bitirildi. Türkiye silahlı eylemcilerden kurtarıldı. Fakat yüzde 92 oyla kabul ettiğimiz anayasa ile fakiri koruyan bütün kanunlar, yok edildi. Daha önce işverenin kurduğu sendikalar vardı. Şimdi ise çok fabrikada sendika kalmadı. İşçilerin birliği bozuldu. Hatta işçinin iş güvenliği ve iş garantisi kalmadı. Yaklaşık otuz yıldanberi, ne iktidar ne de muhalefet partileri bu kanunları iyileştirme cihetine gitmediler. Şu an işçi emekli memur fakir olmak bir yana, aç, aç. Politikalar bu yönde yapılsa, işçi, köylü, esnaf ve düşük gelirli memurlar için siyaset üretilse, o parti yüzde yüz iktidar olur.
Avrupa birliği zorlamasa hiçbir iyileştirme yapılmayacaktır. Avrupada yaşayan akrabalarımın da ortak görüşü çaresizlik, fakiri düşünen bir yönetim hayal...
Peki bu çaresizlikten nasıl kurtulalım? Çözüm kolay. 1970 ile 1980 yılları arasında ne yapıldıysa onu yapalım. Başımıza sosyal Demokrat bir iktidar getirelim. Gerisi kolay olacaktır. Bu birikim, 70 milyonluk nüfusumuzun içinde gizli bir hazine olarak duruyor zaten..Yine söylüyorum. Bu ülkeyi sevmeyen yok. Sağcı da solcu da çok seviyor. Birisi böyle yaparsak iyi olacak, öbürü şöyle olursa iyi olacak diyorlar...
Hoşçakalın. Sizin de önerileriniz var sa ve uzun da olsa burada yaınlanacaktır..