Emir Sultan
Osmanlıların kuruluş devrini yaşamış olan büyük âlim ve evliyâ. Yıldırım Bâyezîd Hanın dâmâdıdır. Nesebi (soyu) hazret-i Hüseyin’e dayanır. İsmi, Muhammed bin Ali, lakabı Şemsüddîn’dir. 1368 (H.770) târihinde Buhârâ’da doğdu. 1430 (H. 833) târihinde Bursa’da taûn hastalığından vefât etti. Kendi ismiyle anılan câmi yanındaki türbesinde medfûndur. Ziyâret edenler mübârek rûhundan feyz almaktadır.
Emir Sultan Hz.leri daha küçük yaşlarda iken Allah tarafından manevi yüceliklere eriştirilmiştir. Daha o yaşlarda iken yüce bir şahsiyet olacağına kesin gözüyle bakılır olmuştur.
O, henüz yedi yaşlarında iken keramet ehli kişilerden birisi olan babası Emir Külal H.lerine, O’nu seven, kerametlerine birisi gelir. Suyu kesildiği için, suyunun kaynakları kuruduğu için bahçesindeki meyve ve sebzelerini sulayamadığını, bahçesinin kurumaya başladığını yana yakıla anlatır. Ve suyunun tekrar akması,
bu durumdan kurtulması için kendisine dua etmesini mahzun bir eda ile ister.
Anlatılanları dinleyen Muhammed Şemseddin derhal abdest alır ve anlatılan bahçeye gider. Allah rızası için iki rekat namaz kıldıktan sonra çocuk kalbinin saflığı, tazeliği, derinliği ve samiyetten doğan cüreti içinde cenabı Allah’a öyle bir yalvarır öyle bir yakarır ki, bu yalvarış neticesinde kaynağı kurumuş olan su tekrar akmaya başlar.
Emir Külal Hz.leri bir müddet sonra bahçe sahibi ile birlikte bahçeye geldiğinde suyun akdığını görünce şaşırırlar. Sorup soruştururlar. Görenlerin tariflerinden küçük Şemseddin’in bahçeye geldiğini ve dua ettiğini anlarlar.
Görüldüğü gibi Emir Sultan Hz.leri daha küçük yaşta iken kerametini göstermiştir.
Doğumundan itibaren babası Emir Külal Hz.leri gibi sahih nikah ve helal lokmaya büyük önem veren, devrinin ilim ve terbiye usüllerini çok iyi bilen, aynı zamanda İslam'ın, ruhunu kavramış, gönülleri inşa etmekte mahir bir usta olan yüce bir zatın yanında yedi sene gibi bir zaman süresi az değildir. Emir Külal gibi ince ruhlu, İslam’ı benliğine sindirmiş birinin yedi sene de olsa oğlunun gönlünde Allah’ın lütuf vermesiyle umulmayan bir zamanda böyle bir kerametin çıkmasına şaşırmamak gererekir. Böyle mahir bir usta elinde, Emir Sultan Hz.leri gibi kaabiliyetli birisine yedi senelik bir zaman az değildir.
BABASININ VEFATI
Emir Sultan Hz.lerinin küçük yaşta (yedi yaşında) anası ölmüş öksüz kalmıştı. Onyedi yaşlarında iken de, kendisinin ilim, irfan kaynağı, hayatta maddi olarak tek dayanağı babası Seyyid Emir Külal Hz.lerini de kaybetmişti. Bebek yaşta öksüz kalan Emir Sultan Hz.leri şimdi de babasının vefatıyla yetim kalmıştı.
Bir süre babasının yakın dostları ve özellikle Seyyid İsa’nın yanında kalmış, O'nun ve arkadaşlarının sohbetlerine, derslerine devam etmiştir.
Zahiren yalnız kalan Muhammed Şemseddin’i, Buhara’nın arifleri, alimleri, şeyhleri ve baba dostları yalnız bırakmıyorlardı. Kendi sohbet halkalarında O'na da yer veriyorlar; yetişip daha da olgunlaşması için gerekli titizliği gösteriyor; kendilerine tevdi edilen bu kıymetli emaneti babasının arzusu doğrultusunda yetiştirmeye çalışıyorlardı.
Bu arada Muhammed Şemseddin’in baba mesleği çömlekçiliğe devam ettiğini, babasından gördüğü dünya ahiret dengesini ihmal etmediğini de görmekteyiz.
HAC YOLCULUĞU
Küçük yaşta bazı kerametlerinin halk arasında yayılmasından ve kendisinden bahsedilmesinden rahatsız olan Emir Sultan Hz.leri hac vazifesini yerine getirmek için Hicaz’a gitmek üzere Buhara’dan ayrılmaya karar veriyor. Maksadı, insanların şöhret nevinden sözlerinden kurtulmak ve belki de fırsatını bulursa Medine’ye yerleşmektir. Büyük zatlar, yaptıklarını sırf Allah rızası için yaparlar. Şöhretten, reklamdan nefret ederler. O da böyle yapıyor. Evliyadan olduğu halk arasında yaygınlaşmıştı. Gördüğü rüyada da Mekke-Medine’ye gitmesi söylenmişti. Bunun üzerine Emir Sultan Hz.leri, “tebdili mekanda ferahlık vardır. Hikmetli sözüne uydu. Bir takım manevi işlerin de rehberliğinde hac kervanıyla yola düştü. Ahbabı yaranı ve baba dostlarıyla helallaşıp, vedalaşmayı ihmal etmedi. Kendisini uğurlayanlar arasında Seyyid İsa da vardı. Sade bir şekilde yapılan bu uğurlama merasiminde O’nun Emir Sultan Hz.lerine gerekli nasihat ve hayır dualarını esirgemediğini de görüoruz.
Dualarla hac kervanına katılan Emir Sultan Hz.leri Merv, Nişabur, Isfahan, Bağdat ve Basra üzerinden geçip, çölleri aşarak Mekke-Medine’ye ulaşır. Kabe-i Muazzama'yı ziyaret edip, Hac vazifesini, yaptıktan sonra tekrar Medine’ye döner. Niyeti oraya yerleşmek, geriye dönmemektir. Dedesi Allah resulü Hz. Muhamed (S.A.V.)’in Ravza-i Mutahhara’sı, tertemiz kabri etrafında, O’nun manevi huzurunda, O’ndan feyz alarak huzurlu bir hayat yaşamaktır. Bu maksatla orada ikamet etmeğe başlar. Hac kervanı ile geriye dönmez.
Günler geçmekte, yirmi yaşlarındaki Peygamber aşığı genç, dinamik ve mütevazi Emir Sultan Hazretleri, yeni dostlar edinmekte, huzurlu ve cennet hayatı gibi tatlı bir hayat yaşamaktadır. Alimlerle, ariflerle Allah dostu, Resulullah aşığı muhterem kişilerle sohbet etmekte, onların sohbetlerine katılıp ilim ve irfanını o manevi havayı teneffüs ederek, aileden almış olduğu sağlam İslami terbiye ve edep doğrultusunda her gün daha da ilerlemekte idi.
Gerçek Hak erleri, Allah’ın veli kulları kendilerini gizlerler. Sırlarının bilinmesini istemezler. Kendilerini tanıtmazlar. Sırları halk arasında yayılınca bulundukları yerden yerlere giden nice veliler vardır. Emir Sultan Hazretleri de Medine de gördüğü bir rüya üzerine Anadolu ya geldi ve Bursa’ya yerleşti.
EMİR SULTAN HAZRETLERİ
BURSADA
Buhara’dan Mekke-Medine'ye, oradanda yüklenmiş olduğu manevi bir görevle, günlerce süren yolculuktan sonra Bursa'ya yerleşen Emir Sultan Hz.leri, gözden ırak bir hayat yaşamayı bir müddet denemiştir. Ancak Bursa'nın müslüman halkı bu cevheri keşfedip çıkarmayı başarmıştır.
Allah (cc) Hazretleri bir kulunu sever ve sevdirimek isterse, insanların kalbine onun sevgisini yerleştirir. Kişi gerçek anlamda Allah (cc)'i sever ve ona gönülden bağlanırsa, Allah (cc) da o kulunu sever ve kullarına da sevdirir.
İşte gerçek anlamda Allah'ı sevip 0'na kul olan Emir Sultan Hz.lerini kısa sürede herkes tanımış ve sevmişti. Bu, sırf Allah rızasi olan bir sevgi. Avam havas, fakir-zengin, devlet adami esnaf, talebe, hoca herkes O'nda sevgi ve muhabbetle bahsediyor; O'nun hizmetinde bulunmayı zevkli bir, görev kabul ediyorlardi.
Hatta sonraları Osmanlı devletinin ilk şeyhül islamı Mola Fenari’nin de dikkatini çekmiştir, bu genç gönüller Sultanı’nın durumu. Molla Fenari o zaman Bursa kadısıdır. Sadreddin Konyevi’nin ana tarafından akrabasıdır. Alim ve faziletli birisidir. Kısaca O, Molla Fenari dahil, alim-fazıl, devlet ricali dahil herkesin kendisinden sitayişle bahsettiği bir kimse haline gelmiştir.Molla Fenari Emir Sultan'ı bir saat görmese özlüyordu. Devamlı aynı camiide yıllarca beraber namaz kılmışlardır.
Başta Yıldırım Bâyezîd Han olmak üzere, Bursalıların sevgisini kazandı. Sultan Yıldırım Bâyezîd Hanın kızı Hundi Hâtunla evlendi. Sultan Yıldırım Bâyezîd Hana Abbâsî halîfesi tarafından Sultân-ı İklim-i Rûm unvânı verildiğinde, kılıcı Pâdişah’a Emir Sultan kuşattı
Evet O, Bursa’nın ufkuna bir güneş gibi doğmuştu. O, Bursa’ya gelince ona ta orta asyadan beri yol gösteren, manevi kandiller, ışıklar sönmüştü; ama O, Bursa’nın bir ışığı, nuru, güneşi olmuştu. Halk gruplar halinde O’nun ziyaretine gidiyordu. Sohbetlerinden istifade ediyor ve tanımayanlara tanıtmakta birbirleriyle adeta yarış ediyorlardı. Bu manevi feyz çeşmesinden her müslümanın kana kana içmesi için yarışıyorlardı. Hülasa Seyyid Muhammed Şemseddin Buhari Bursa ve yakınlarında kısa sürede tanınıyor ve gönüllerde Emir Sultan olarak taht kuruyordu.
Emir Sultan, Kerâmetler Sultânı diye de anılmıştır. Zamânındaki Osmanlı sultanları kendisine hürmet eder, sefere çıkacaklarında huzûruna gelip, mübârek duâsını alırlardı. Onun eliyle kılıç kuşanırlardı. Emir Sultan hayâtı boyunca din ve vatan için yapılan gazâları teşvik etti. Talebelerine bu işlerin kudsiyetini devamlı anlatırdı. Vefâtından sonra bile mânevî yardımlarının serhat boylarındaki gâziler tarafından görüldüğü devamlı anlatıla gelmiştir.
Emir Sultan hazretleri çok gayret göstermesine rağmen, Timur-Yıldırım çarpışmasının önüne geçemedi. Savaş Emir Sultan’ın işâret ettiği gibi Yıldırım Bâyezîd’in aleyhine sonuçlandı.
Ledünnî ilme sâhip olan Emîr Sultan hazretlerinin çok kerâmeti görülmüştür.
Bursa’da Yıldırım Bâyezîd Han tarafından yaptırılan Ulu Câminin açılışında bulundu.
Emîr Sultan hazretleri, devamlı olarak sazdan örülmüş hasır üzerinde otururdu. Mübârek dudakları devamlı hareket eder ve şu şiiri sık sık söylerdi.
Eğer gönlün benimle olursa
Yemen’de olsan bile yanımdasın
Eğer gönlün benimle değilse
Yanımda olsan bile uzaktasın