Anasayfa / Moda / GERÇEK HAYATA DA BERABER GİTTİLER..

GERÇEK HAYATA DA BERABER GİTTİLER..

http://gurbetdeyazmak.blogcu.com/rss.php 























Nefise Siret Işık Hanımefendi DUALARLA DEFNEDİLDİ
Eyüpsultan Camii, dün tarihinin en kalabalık günlerinden birini yaşadı.  Nefise Siret Işık hanımefendi, dualarla son yolculuğuna uğurlandı
OMUZLARDA TAŞINDI
Merhume Nefise Siret Işık Hanımefendiye son görevlerini yerine getirmek için Eyüpsultan Camii’ne akın eden sevenleri, bayram namazını aratmayacak izdiham meydana getirdi.

 Zamanımızın büyük mütefekkiri, derin âlim merhum Hüseyin Hilmi Işık Efendinin hanımefendileri Nefise Siret Işık’ın cenazesi, tarihî kalabalığı bir araya getirdi. Dün sabah saatlerinde İhlas Marmara Evleri 1. Kısım Camisi’nin gasilhanesinden alınarak, Eyüpsultan Camii’ne getirilen merhume, kılınan cenaze namazından sonra Eyyûb Kaşgâri Dergahı yakınındaki aile kabristanına defnedildi.

EŞİ VE OĞLUNUN YANINA
Eyüp Sultan Camii’nden aile kabristanına doğru yola çıkarılan merhume Nefise Siret Işık Hanımefendinin naaşı; 2001 yılında vefat eden eşi, zamanımızın büyük âlimi merhum Hüseyin Hilmi Işık Efendi ve oğlu Ahmet Işık’ın yanına getirildi. İstanbul’dan ve Anadolunun değişik vilayetlerinden cenaze merasimine koşan on binlerce seveni, Nefise Hanımefendinin tabutunu taşımak için çaba sarfetti. Zaman zaman izdihamın yaşandığı cenaze merasimi sırasında, kalabalık meydanlara sığmadı ve yollar kilitlendi. Cenaze aile kabristanına ancak iki saat sonra ulaşabildi.

HOCASININ GÖZ BEBEĞİ
Nefise Siret Hanımefendinin babası Ziya Bey, Büyük İslam Âlimi Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretlerinin sevdiklerindendi. Nefise Siret Hanımefendi, henüz 6-7 yaşlarındayken babasının peşine takılır, Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretlerinin sohbetlerine katılırlardı.
Çocuklara karşı emsalsiz bir şefkat besleyen büyük veli, küçükhanımı da çok sever ve sevdiğini belli ederdi. Hatta hasta olduğunu duyunca ziyaretine gelmişlerdi. “Acaba bugün nasıl?” merakı ile vaazlarını bile kısa kesmişlerdi. Nitekim çok sevdiği Nefise’yi, yine çok sevdiği talebelerinden Hüseyin Hilmi Efendi ile evlendirdi. Bu izdivaçtan rahmetli Abdülhakim Ağabeyimiz ve Dilvin Hanımefendi dünyaya geldi...



HANİ DERLER YA İKİ CİHANDA DA SEVELİM BİRBİRİMİZİ DİYE...

AŞAĞIDAKİ RESİM VE SONUNDA OKUYACAĞINIZ YAZI ÖLÜMSÜZ BİR SEVDAYI ANLATIYOR BİZE..
BU HAFTA BAŞINDA SİZE BÖYLE BİR GÖNÜLDEN ALLAH RIZASI İÇİN SEVEN BİR KALBİ ANLATMAK İSTEDİM.
NE MUTLU SADECE ALLAH RIZASI İÇİN SEVENLERE....





ANNEYE SON BAKIŞ
 Mehmet Gel, rahmetli olan annesi Rumeysa Hanım’a son görevini yerine getirdi.


SANKİ “GEL” DEDİLER 
Rumeysa Gel, Eyüpsultan Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Yakuplu kabristanında defnedildi. Nefise Siret Hanımefendiye sağlığında çok hizmet eden, duasını almaya çalışan ve büyük bir muhabbet besleyen Rümeysa Gel, cenaze merasimine yetişmek için Bursa’dan yola çıkmış, ancak kalbi yaşadığı teessürü kaldıramamıştı. Deniz otobüsünde geçirdiği bir kriz neticesinde ahirete irtihal eden Rumeysa Gel, çok sevdiği “Hanımannelere” musalla arkadaşı oldu, -ki sağlığında böyle bir nimet için canını vermeye hazırdı... Merhume 59 yaşında olup, bir erkek ve iki kız annesiydi.

İŞTE AŞAĞIDA BİR SEVGİ OKUYACAKSINIZ. ÖYLE BİR SEVGİ Kİ SEVDİĞİNİN ARKASINDAN ONUNLA ÖLÜME GİDECEK KADAR, MUHTEŞEM BİR BAĞLILIK..



IŞIKLI ANNE

Karı-koca sohbet ediyorlardı:
- Yahya Kemal’e katılıyorum, dedi kadın, bütün seyahatlerin en güzeli İstanbul’a dönüştür.
Feribotun sağ tarafında, cam kenarında oturuyorlardı.
- İyi de hayatım, o İstanbul’da oturuyormuş, dedi kocası zoraki bir gülümseme ile...
Hanım, sağ elinin işaret parmağını bir otomobil cam sileceği gibi penceredeki buğunun üzerinden geçirdi, açılan boşluktan denizi izlemeye başladı. İçini çekerek kocasına döndü:
- Bizim de canımız İstanbul’da...
Kocası, eşinin hangi “can”dan bahsettiğini anlamadı bir an... Çünkü hanımının üç ayrı “canı” vardı İstanbul’da... Biri oğlu... biri gelini... biri de çocukluğundan beri öz annesinden çok sevdiği, saydığı, bağlandığı, güvendiği, teslim olduğu, ayrılığına dayanamadığı “Işıklı Annesi”ydi.
“Işıklı Anne” ile ilk tanıştıkları gün, o tarihte daha altı yaşında olan oğlu bu sıfatı bulmuştu. Görüşmeden sonra eve döndüklerinde çocuk birdenbire:
- Bana çikolata veren o teyzenin yüzünde ışık vardı, demiş, annesi ile babası birbirlerine bakarak memnuniyetle gülmüşlerdi.
Anne:
- Ne güzel söyledin oğlum, diye kucağına alıp sevgiyle hafifçe yanağını ısırmıştı oğlunun...
Kadın, sağ elini, soğuk havada iyice sokulduğu kocasının paltosunun sol cebine soktu, sol eliyle de kocasının sol bileğine uzandı, paltoyu yukarı çekerek saatine baktı:
- İnşallah akşam yedi civarı İstanbul’da oluruz. Önce Işıklı Anneme gidelim, onu gördükten sonra çocukların yanına geçeriz. Yarın da Eyüp Sultan’a kabir ziyaretine gideriz. Ne dersin?
Kocası, acı ile buruşturduğu yüzünü hanımından kaçırarak sağa çevirdi. Hanım ısrarlıydı; bu kez kocasının karın boşluğunu dürttü:
- Tamam mı?
- Hayatım, dedi adam belli belirsiz bir hüzünle... Birincisi, seni Eyüp Sultan’a götüremem. Oralar pazar günü çok kalabalık oluyor, biliyorum. İkincisi, bugün İstanbul’la konuştum, Işıklı Anne seyahate çıkmış. Önce çocuklara gidelim bu akşam...
Kadın, eşinin paltosunun cebinde elini çekerek kendini geri attı, kocasından bir miktar uzaklaşıp onun gözlerine baktı:
- Nasıl yani? Seyahate mi gitmiş? Bensiz?
Bu soruya hakkı vardı. Çünkü bu iki hanım tanıştıkları günden beri, bütün seyahatleri birlikte yapardı.
Hem Işıklı Annesi onunla seyahat etmekten mutluluk duyuyor, hem o anneye hizmetten keyif alıyordu. Sayısız yurt içi ve üç kez de yurt dışı seyahatine birlikte çıkmışlardı. Hatta son gezide, “Sensiz bir yere gitmem” demişti Işıklı Annesi ona...
Bu kez ayağa kalkıp kocasının tam önünde dikildi, biraz eğilerek aynı cümleyi tekrarladı:
- Nasıl yani? Seyahate mi gitmiş diyorum? Bensiz?
Hafiften sendeler gibi olunca, kocası da ayağa fırladı. Hanımının kolundan tutup alt kattaki arabalarına doğru indirmeye başladı. Ancak giderek kolunda eşinin ağırlığını daha çok hissediyordu. Dar merdivenleri adeta sürükler gibi indirdi, hemen feribotun arka bölümünde son sıradaki otomobile bindirdi.
Hanımının sağlığının giderek bozulduğunu hissediyordu. Kapıyı kapatıp doktor aramaya çıktı. Feribotta yapılan anons üzerine iki ayrı doktor geldi otomobilin başına... İkincisinin muayenesine gerek kalmadı, ilk gelen kadın doktor:
- Ex olmuş, dedi.
Bu şok ölüm üzerine adamın eli ayağı karışmıştı, ne yapacağını bilmez durumdaydı.
- Biz Okçular’a geçinceye kadar bir ambulans gelebilir mi, dedi dudakları titreyerek...
- Ben hallederim, dedi kadın doktor.
Oysa, kocası gündüzden acı haberi almıştı; Işıklı Anne o gün vefat etmişti. Adam, onu son yolculuğuna uğurlamak için gittiklerini söylememiş, İstanbul’a ulaşınca nasılsa öğrenir diye düşünmüştü.
Söylemek kısmet olmadı ama, kısmet olan şey daha çarpıcıydı:
İkili, son yolculuğa da (Eyüp Sultan’dan) birlikte çıkmıştı; yan yana, on binlerin duaları eşliğinde..

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!