http://gurbetdeyazmak.blogcu.com/rss.php 
Genç adam gözlerini açtığında, bir hastane odasında olduğunu anladı. Yatağın yanında endişeyle kendisine bakan güzel karısına:
---Ne oldu. Niçin bu yataktayım. Diye sordu.
Genç kadın tam cevap verecekken, odaya giren hemşire:
--Nasılsınız Doktor Bey? İnanın bizi çok korkuttunuz.
Yatağın yanında oturan hanımına dönerek, şöyle dedi:
--Hanımefendi, size de geçmiş olsun. Dün öğle üzeri hastaneden çıkmıştı. Öğleden sonra baygın olarak ve ambülans içinde tekrar buraya getirdiler. Doktor arkadaşları ve bizler seferber olduk. Çok şükür kendine gelebildi. Dedikten sonra odadan sessizce ayrılıverdi.
Genç Doktor, mensubu olduğu hastanede yoğun bakım odasındaydı.
Yaptığı ev ziyaretinde bayılmıştı.
Kendisine bazı tembihlerde ve isteklerde bulunan evdeki hanımefendinin çağardığı ambülansla çalıştığı hastaneye getirilmişti. Yanındaki hanım tek çocuğunun annesiydi. Az önce sessizce yanlarından ayrılan hemşire ise, aşık olduğu kız idi. Madem ki iş buraya gelmişti. Karısına dürüst olmalıydı. İsim vermeden başındaki hadiseyi anlatmalıydı. Yatakta oturdu. Gözlerini karısının güzel gözlerine dikti. –Sana kısaca anlatacağım. Lütfen sözümü kesme, ne olur. Ben dün önemli bir görüşme yaptım. O görüşmeden sonra, kararımı vermiş bulunuyorum. İkimizin arasında bir kız daha vardı. Bunalım içinde ve suçluluk duygusuyla yaşıyordum. Bir gönülde iki sevda olur mu? Vazgeçtim. Ben sadece sana aşığım. Çocuğumun annesine en derin hislerle bağlıyım. Bir kötü rüzgar esti. Geldi. Geçti. Bir solukta söylediklerine kendi bile inanmıyordu. Acaba hanımı ne diyecekti. Çocuğunun annesi buğulu gözlerle baktı. Genç adamın söylediklerinden haberi varmış gibi, bir hamleydi bu. Gözleriyle konuşuyor. “Sen benim sevdiğim adamsın. Tek çocuğumun babasısın. Seni seviyorum. Asla terketmiyeceğim.” Der gibiydi. Genç doktor ve eşini gizlice dinleyen, hatta onların kavga bile etmesini bekleyen, güzel hemşire kalbine gömdüğü hıçkırıklarla oradan ayrıldı.