"DÜNYAYA AŞIK KİŞİ, ÜZERİNE GÜNEŞ VURMUŞ BİR DUVARA AŞIKTIR"
HZ. MEVLANA 
MEVLANANIN ESERLERİ, BU TOPRAĞIN RUHUNDA YAZILIDIR. ONUN ŞİİRLERİ, NASİHATLERİ, HİKAYELERİ KALBLERİMİZE NAKŞOLMUŞTUR. GÜNDELİK HAYATIMIZDA FARKINDA OLMADAN
YA DA BİLEREK MEVLANADAN YADİGAR SÖZLER SÖYLERİZ. ONUN MESNEVİSİNDEN HİKAYELER ANLATIRIZ, TAVSİYELERİNE DE UYARIZ.
17 ARALIK ÇARŞAMBA MEVLANA CELALEDDİNİ RUMİNİN 735. VEFAT YILDÖNÜMÜYDÜ.
MEVLANANIN VEFATINA ŞEBİ ARUS DENİR. DÜĞÜN GECESİ DEMEKTİR. MEVLANAYA GÖRE ÖLÜM, İNSANIN YÜCE YARADAN’A KAVUŞMA GÜNÜDÜR. BU DURUMA ÜZÜLMEK MANASIZDIR.
ÖLÜM ASLINDA İNSAN HAYATININ ZAFER KOŞUSUNUN FİNALİDİR. NE MUTLU İPİ GÜLEREK GÖĞÜSLEYENLERE…
MEVLANA BİZDE YÜCE GÖNÜLLÜLÜĞÜN, İNSAN SEVGİSİNİN, KARDEŞLİĞİN, HOŞGÖRÜNÜN, İFADE YUMAŞAKLIĞININ, ALLAH AŞKININ, SABRIN, ŞÜKRÜN, ESTETİĞİN, ZERAFETİN, ÜMİDİN, SEVİNCİN,BAĞIŞLAMANIN VE DAHA BİRÇOK ERDEMİN, DEĞERİN TEMSİLCİSİDİR…
Allahü tealanın aşkı ile dolmuş, evliyanın büyüklerinden olan, Celaleddin-i Rûmi,
Sevgide güneş gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.
MEVLANA'IN 7 ÖĞÜDÜ
1-Cömertlik ve yardım etmede akar su gibi ol.
2-Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
3-Başkalarının kusurlarını örtmekte gece gibi ol.
4-Tevazu ve alçak gönüllülülte toprak gibi ol.
5-Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
6-Hoşgörülükte deniz gibi ol..
7-Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol
İSTER KAFİR, İSTER MECUSİ, İSTER PUTPEREST OL, GEL.
BİZİM DERGAHIMIZ ÜMİTSİZLİK KAPISI DEĞİLDİR.
YÜZ KERE TÖVBENİ BOZSAN DA YİNE GEL.
GEL NE OLURSAN OL YİNE GEL !!!
MEVLANA CELALEDDİN RUMİ "Alimler Sultanı" Bahaeddin Veled’in oğlu olan Mevlana, baba tarafından Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e anne tarafından Hz. Ali (k.v.)’ye dayanır. 6 Rebiulevvel 604 yılında Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya gelen Mevlana, madden ve manen baba tarafından büyük bir mirasın sahibi idi. Dönemin en büyük bilginlerinden Seyyid Burhaneddin tarafından 4-5 yaşına kadar eğitilmiş; babasının vefatından sonra da O’nun yanında kalmaya devam etmiştir. Bahaeddin Veled’in şöhreti o kadar yayıldı ki, onun dışındaki alimler bu durumdan şikayetçi olmaya başladılar. Dönemin hükümdarı Harzemşah çok sevmesine rağmen bir gün gördüğü bir manzara karşısında ona karşı tavır aldı. Mevlana gördüğü lüzum üzerine fitne çıkmasın diye Belh’i terke karar verdi. Öylesine teveccühe mazhar olmuştu ki, bu durum bütün mü’minler üzerinde olumsuz bir etki bıraktı. Nihayet Bağdat, Mekke, Medine’den Malatya’ya, oradan da Akşehir’e yerleşti.
Mevlana Konya’da Bu durumdan haberdar olan Alaaddin Keykubad, bu aziz misafirleri Konya’ya davet etti. Bizzat atından inerek karşılama merasimine katılan Keykubad, büyük bir hürmet ve tazim gösterdi. Onu ünlü medreseye yerleştirdi. Mevlana, kısa sürede büyük bir ilgiye mazhar oldu ve büyük bir mürid kitlesi oluştu. Babasının yanında bulunan Mevlana Konya’ya geldiğinde 22 yaşında idi. Adına medreselerin, vakıfların kurulduğu Mevlana, zahiri ilimde zirveye çıkmıştı. Tirmiz’den Konya’ya gelen Seyyid Burhaneddin’e intisab eden Mevlana, 9 yıldan sonra daha fazla ilim için yollara düştü. Önce Halep’te, sonra Şam’da olmak üzere büyük zevattan dersler aldı. Yaklaşık 5 yıl süren bu ilim yolculuğunun ardından tekrar Konya’ya döndü. Muhiddin İbn. Arabî’nin vefatından sonra müridleri dağıldı. Bir kısmı da Konya’ya geldi. Deyim yerindeyse Konya ilim merkezi haline geldi. Mevlana var olanların hepsinin fevkindeydi. Vaaz veriyor, talebe okutuyor ve aynı zamanda da fetva yazıyordu (veriyordu).
Mevlana (Konevî) Rumî oluyor 642 yılına gelindiğinde Mevlana’da ciddi değişim oluyor. Varlığında kendini kaybettiği Şemsi Tebrizî ile tanışıyor. "O neredendir, nerelidir, biz onu bilmiyoruz." diyen Mevlana, odunun ateşte yandığı gibi onun karşısında yanıyor. Şeyhi ona: "Anadolu’ya git. Orada ciğeri yanık, kalbi susamış biri var, onu aydınlat gel." dedi. Tebriz, Bağdat, Ürdün, Kayseri, Şam derken bir pazartesi Konya’ya geldi. Bir gün Mevlana’nın ata binmiş olarak geldiğini, etrafında insanların faydalanmak için bir şeyler sorup öğrendiklerini gördü. Şems ilerleyerek Mevlana’nın önüne gelip durdu, ve: "Riyâzat ve ilmin amacı nedir?" diye sordu. Mevlana da: "Şeriat ve edebi bilmektir." dedi. Şems: "Hayır, amaç; bilinene ulaşmaktır.” dedi ve Hakim Senâî’nin şu şiirini okudu: "İlim seni senden korumuyorsa, Cahillik, o ilimden çok daha iyidir." Rengi sararan, şaşıran Mevlana, Şems’le beraber gittiler ve altı ay baş başa kaldılar. Bu sürenin sonunda; okutan, vaaz eden, fetva veren Mevlana, yeni okumaya başlayan talebeye döndü. Oğlu Veled şöyle diyor: "Şeyh üstad; yeni öğrenen bir talebeye döndü, Her gün onun huzurunda ders okuyordu. Gerçi ilimde ve zahidlikte en yetişkin biri idi ama, Güzel koku gösteren yeni bir ilim bulmuştu o." Mevlana’nın kendisi de bu birliktelikten sonra şöyle diyor: "Şemsi Tebrizi bize hakikat yolunu gösterdi. Onun gelişinin feyz ve bereketi ile biz iman taşıyoruz."
Şems gidiyor Bu durum Mevlana’nın hoşuna gidiyor ama, bu durumdan rahatsız olanlar da vardı. Nitekim kendisinden ilim tahsil eden, sohbetlerinden faydalanan talebeleri, her ne kadar Mevlana’ya bir şey diyemiyorlarsa da kendi aralarında ileri-geri konuşuyorlar ve Şems’e karşı tavır alıyor, hatta kin besliyorlardı. Olayı fark eden Şems, bir gün aniden kayboldu. Gitmesinden iyilik bekleyen talebelerine ikinci bir şok geldi. Hiç olmazsa muayyen zamanlarda görüp, dinledikleri Hz. Mevlana’yı hiç göremez, görseler bile dinleyemez oldular. Mevlana’daki bu durum Şam’dan, Şems’in mektubu gelene değin devam etti. Mevlana da Şems’e şiirler gönderiyordu: “Senin bizi terk ettiğin günden beri; Huzurumuz tadımız kalmadı, muma döndük. Bütün gece boyu mum gibi yanıyoruz. Onun ateşinden uzak, baldan da mahrumuz. Ey Şems, Ermenistan ve Rum’un kendisi ile övündüğü sen! Akşamım, senden dolayı sabah gibi aydınlandı.” Bu arada, Mevlana’ya, Şems’e karşı muhalefetler son buldu diye güven gelince, Şems’i, getirmek için oğlu Veled’i Şam’a gönderdi. Nefislerin öldürülmesi gereken tarikat ekolünde bu tip hasetlik olaylarının cereyan etmesi ne acı. Şems geldi. Ortalık durulmuş gözüküyordu. Öyle de oldu. Hakkında olumsuz düşünen birçok kimse gelip özür dilediler. Mevlana’nın Şems’e olan bağlılığı daha da arttı. Bu defa düşmanlık içteydi. Yani Mevlana’nın oğlu Alaaddin, kardeşi Veled’i çok sevdiğinden dolayı Şems’e kızıyordu. Bu durumu fark edenlerin kışkırtmalarını değerlendiren Alaaddin’in tavrı kötüleşti. Fark ettiği bu durumu Veled’e şöyle ifade etti: "Bu adamların hareketlerinden dolayı bir daha kimsenin göremeyeceği, bulamayacağı bir yere çekip gideceğim." Diğer taraftan Şems’e karşı kin ve düşmanlık yine nüksetti. Bu durumu bilmesine (sezmesine) rağmen Mevlana’nın gerekli önlemi almaması da dikkat çekici. Bir müddet sonra da ortadan kayboluyor. Mevlana bu olayı, "Ansızın herkesin ortasından kaybolup gitti. Herkesin gönlündeki karanlıklar gitsin diye." şeklinde dile getiriyor.
Seyahat ve Sükunet Şems’in kayboluşu Mevlana’yı perişan etti. Önceleri sadece benimsediği "Semâ"yı, artık hayatının parçası haline getirdi. Gizli-açık bağırmalar, zamanlı-zamansız semalar ve ardından en yankılı gazeller bu dönemde oluştu. Şayet birisi Şems’i gördüğünü söylese sırtındaki giysiyi hediye ediyordu. Mevlana seyahate çıktığında onu tanıyan herkes bu durumuna şaşırıyor, “Mevlana gibi bir zatı bu duruma düşüren Şems nasıl birisidir.” diye. Şam’da da izine rastlayamadı. Onun için: "Ben ve Şems, iki ayrı varlık değiliz. O bir güneşse ben bir zerreyim; o bir denizse ben bir damlayım. Zerrenin varlığı güneştendir, damlanın ıslaklığı denizdendir. Öyle ise arada ne fark vardır." Demek sureti ile teselli olmaya çalışıyordu. Bir müddet sonra tekrar Konya’ya döndü. Döndü dönmesine ama içindeki aşk onu durdurmuyordu. Gene cezbe galip gelerek tekrar Şam’a gitti. Artık tamamen ümidini kaybeden Mevlana bu sefer şöyle demeye başladı: "Ben kendim Şems’in aynıyım. Dolayısıyla onu aramak yerine kendimi aramalıyım." Sonra Konya’ya sükunet içinde döndü.
Tekrar göreve dönüş ve vefatı Mevlana sükunet sağlayıcı seyahatinden döndükten sonra, önce Şeyh Selahaddin Zerkub’u, daha sonra Hüsameddin Çelebi’yi kendisine halife (yardımcı) seçerek vazifesini yapmaya çalıştı. Özellikle şunu belirtmek gerekir ki, Mesnevi’nin yazılmasında en büyük pay sahiplerinden birisi Hüsameddin Çelebi’dir. Kendi seyrinde devam eden çalışma sürerken Mevlana hastalandı. Ziyaretine gelenlerden birinin: "Allah acil şifalar versin, tamamen sıhhate kavuşacağınızı umuyorum." demesi üzerine Mevlana: "Artık şifa size mübarek olsun. Aşık ile maşuk arasında kıl payı kadar fark kaldı. Onun da kalkmasını ve nurun nura katılmasını istemiyor musun?" dedi. Nitekim 68 yaşında iken Hakk’ın rahmetine kavuştu. Konya’da yer yerinden oynadı. Müthiş bir katılımla cenaze bugünkü Mevlana türbesinin bulunduğu yere defnedildi. |