http://gurbetdeyazmak.blogcu.com/rss.php
MUHAMMED BAKİ BİLLAH (Kuddise Sirruh)
Evliyânın büyüklerinden. İnsanları Hakk'a dâvet eden, doğru yolu göstererek saâdete kavuşturan ve kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi ikincisidir. İkinci bin yılının müceddidi ve İslâm âlimlerinin gözbebeği olan İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî hazretlerinin hocasıdır. Babasının ismi Abdüsselâm olup, fazîletli bir zâttı. Annesi ise hazret-i Hüseyin'in soyundan olup, seyyide ve mübârek bir hanımdı. Muhammed Bâkî-billah hazretleri 1563 (H.971) senesinde Kâbil şehrinde doğdu.
1603 (H.1012) senesinde vefat etti.
En iyi insan, kalp kırmayandır. (Kelam-ı kibar)
Bir veli arıyordu
İmam-ı Rabbani’yi, yetiştiren büyük zat.
Kırk yaşına gelince, eyledi Hakk’a vuslat.
Çocuk yaşta başladı, din ilmini tahsile.
Zahiri ilimleri, öğrendi tamamiyle.
Tasavvufa girmeye, pek çoktu muhabbeti.
Herkesi şaşırtırdı bu yoldaki gayreti.
Feyz alacak bir veli arıyordu gün gece.
Ömrünü, aramakla geçirmişti öylece.
Öyle çok arardı ki, böyle kâmil bir zatı,
Yetmezdi fazlasına, bir insanın takatı.
Hatta şehrin toprağı, killi idi ki hepten,
Çok çamurlu olurdu, yolları bu sebepten.
Bu çamurlu yollarda, bir miktar yol yürümek,
Çok meşakkatli olup, insanı yorardı pek.
Lakin o, hiç aldırış etmeden zerre bile,
Bir gönül erbabını arıyordu şevk ile.
Bir üstad bulmak için çırpınıp duruyordu.
Annesi, bu haline hiç dayanamıyordu.
Gece yarılarında, çıkarak sahralara,
Şöyle dua eder ve yalvarırdı Allah'a:
(Ya Rabbi, evladımın muradı neyse şayet,
Sevdiğin kullarının hürmetine ihsan et.
Ya kavuştur oğlumu, ne ise muradına,
Ya da al canımı ki, takatim yoktur buna.)
Böyle dua ederdi, göz yaşları dökerek.
Dergahta, her hizmeti o yapardı severek.
Mesela o yapardı dergahta yemekleri.
Ve bir hasır üstünde yatıyordu ekseri.
Oğlu bunu görerek, çok acıdı haline.
Yemek yapma işini, verdi başka birine.
Velakin öğrenince bu haberi annesi,
Üzüldü, kederlendi, kaçtı birden neşesi.
Dedi: (Ne kabahatim oldu ki, bilmiyorum.
Bu kıymetli hizmetten, mahrum ediliyorum.
Benim, hizmetten gayri, yok idi bir sermayem.
Bu idi bu dünyada yaşamakta tek gayem.
Ahirette kurtuluş ümidim, bu hizmetti.
Ne yazık ki kaçırdım, elimden o da gitti.)
Onun bu üzüntülü halini öğrenenler,
Gelip Baki Billah’a bunu haber verdiler.
Dediler ki: (Efendim, olsun ki haberiniz,
Hizmetten oldum diye, çok ağlıyor anneniz.)
Buyurdu ki: (Ben ona merhamet ettiğimden,
Yemek hizmetlerini, almıştım üzerinden.
Madem ki üzülüyor hizmetin gittiğine,
Eski hizmetlerini veriniz kendisine.)
Validesi sevinip, şükreyledi Allah'a.
Ve teşekkür eyledi, oğlu Baki Billah'a
Zira nimet bilirdi, o yaşta bu hizmeti.
Kuvveti az olsa da, pek fazlaydı gayreti.
Aradığın o idi
Muhammed Baki Billah, mütevazı idi pek.
Halini, ekseriya gizler idi mübarek.
Talebe olmak için yanına gelenleri,
Tecrübe maksadıyla, gönderirdi hep geri.
Çok sadık biri ise o gelen kişi şayet,
Onu kabul eder ve gösterirdi merhamet.
Bir gün de, genç bir kişi, dedi ki: (Ya ilahi!
Bir insan-ı kâmile, kavuştur beni dahi.)
O gece, rüyasında dendi ki: (Durma daha.
Yarın gidip tâbi ol, hemen Baki Billah'a.)
Sabahleyin sevinçle, bu zata gitti hemen.
Talebesi olmayı, arz eyledi gönülden.
Ve lakin Baki Billah, özürler dileyerek,
Buyurdu: (Aradığın başkası olsa gerek.
Sen, kendine bir rehber arıyorsun, anladım.
Lakin o kâmil insan, ben değilim evladım.)
O genç (Peki) diyerek, döndü memleketine.
Fakat aynı rüyayı, o gece gördü yine.
Dendi ki: (Aradığın o idi, yine git sen.
O kabul etmese de, ayrılma eşiğinden.)
Genç sevinip, o sabah o zata gitti tekrar.
Bu sefer kabul edip, (Peki kal) buyurdular.
Talebesinden olan, Hace Hüsameddin de,
Diyor ki: (Üstadıma, ben de ilk gittiğimde,
Bana da, aynı şeyi buyurmuştu o zaman.
Ben dahi üzüntüyle, ayrıldım huzurundan.
Döndüm memleketime, şaşkın bir vaziyette.
Ben şimdi ne yaparım? diye kaldım hayrette.
Ben böyle üzüntülü, kederli düşünürken,
Hatırıma bu babta, bir beyit geldi birden.
(Aradığın o idi, ne için döndün geri?
Ayrılmaz tatlıcıdan, kovsalar da sineği.)
Bu beytin tesiriyle o zata tekrar gittim.
Çok şükür kabul etti, sevinip şükreyledim.
Yine bir başkası da vardı ki Hindistan’da,
Yükselmek ister idi, tasavvufi alanda.
Çok dua ettiyse de maksada ermek için,
Bir türlü olmuyordu arzusu bu kişinin.
Bir gün Baki Billah’ın, duyuverdi ismini.
Öğrendi tasavvufta, yüksek derecesini.
Bir gün bu mübarek zat, at üstünde giderken,
O da koşup, edeple, yaklaştı ona hemen.
Tutarak saygı ile, atının dizginini,
Dedi: (Talebeliğe kabul ediniz beni.)
Muhammed Baki Billah, indi hemen atından.
Şefkatle kucaklayıp, teveccüh etti bir an.
Sonra dua etti ki, ihlas ile Rabbine:
(Ya ilahi, sen bunu kavuştur isteğine.)
Bu duayla kalp gözü açıldı onun birden.
Zira Baki Billah'tı, ona dua eyleyen.
Evliyanın büyüğü
Evliyanın büyüğü, Muhammed Baki Billah.
Ölüm ve ahireti düşünürdü o her gah.
İmam-ı Rabbani’nin hocası olan bu zat,
Delhi’de, kırk yaşında eyledi Hakka vuslat.