http://gurbetdeyazmak.blogcu.com/rss.php
ÖLÜMÜN TARİFİ
Çocukluğumdan beri dar mekanlardan sıkılır ve çok korkardım. İleri yaşlarda bunun bir hastalık olduğunu anlamış, fakat bu illetten kurtulamamıştım.
Oysa ki dar mekanlara şimdi ister istemez girecektim.
Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların sesini gayet iyi anlıyor ve gözlerim kapalı olmasına rağmen hepsinide gayet iyi görebiliyordum.
---Genç yaşta öldü zavallı diyorlardı. Halbuki yapacak ne kadar çok işi vardı…
Gerçekten birçok işim yarım kalmıştı. Kredi kartları borcumu disipline almak için az uğraşmamıştım.
Yine de geride kalanlara bir hayli borç bırakmıştım. Son aldığım cep telefonunun taksitine daha yeni başlamıştım. Diz üstü bilgisayarımın ödemesi de bir hayli sıkıyordu beni.. Daha geçen gün aldığım 106 ekran televizyonumun taksitleri ise 2009 da başlayacaktı.
Büyük bir firma kurup dostlarımıda orada toplamak, hepsine tahsil seviyesine göre iş verebilmek hayali de gerçek olamamıştı. Üstelik kış yaklaştığı halde sırtıma iyi bir palto alamamıştım. Geçmiş yılların su geçirmez pardesüsü ile kalakalmıştım. Takım elbisem terzi Sadık Abi’den alınmamıştı. Çok sevdiğim lacivert renkli ve altınyıldız kumaş seçmiştim.
Yarıda kalan işlerimi birbir sıralarken, kulaklarımı çınlatan ve nereden geldiğini anlayamadığım bir ses:
---Geçti,geçti artık geçti diyordu.
İçimden keşke geçmese diyesim geliyor. Dudaklarım kımıldamıyor. Nereden başıma bu kaza geldi diye hayıflanıyorum. Tabutumun içindeyim. Dostlarımın ayak seslerini duyuyorum. Benim hakkımda konuşuyorlar mı? Yok yok. Milli takımın maçlarını, ekonomik krizi, emekli maaşlarının azlığını, ev kiralarının çok yüksek olduğunu anlatıyorlardı.
Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara kaldırılmıştım. Kahvehanenin önünden geçerken, hergün iskambil oynadığımız arkadaşların neşeli kahkahalarını duyuyordum. Herhalde tabutun içinde olan arkadaşlarının ölüm haberini duymamışlardı. Yoksa bu tabutun bir ucundan onlar da tutarlardı.
Evet onlarla beraber kahvede oturur ve beş vakit bizi namaza çağaran sesi duymuyorduk. Onlar da iskambil oynamayı camiye gelmeye tercih etmişlerdi.
Bunları düşünüp esef ederken, yine nereden geldiğini anlayamadığım o ses:
---Geçti, bitti, geçti artık diye kulağımı çınlatıyordu.
Tabutun içinde sarsıldım. Herhalde mezarlığa inen yokuş yolundaydık. Birden bire yağmur başlamasın mı? En sevdiğim arkadaşlarımdan biri:
----Rahmetlinin terslüği öldüğü günden belli diyordu. Sırılsıklam olduk birader, hasta olmasak iyi…
Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Bunlar uğruna gece uykusu uyumadığım sevgili arkadaşlarım olamazdı.. Aman Allahım onlar da bu ölümü tadınca anlayacaklar, fakat çok geç olacak. Allahım bana bir şans ver. Kendim için değil bu hiçbirşeyden haberi olmayan vefasız arkadaşlarıma olsun hakikatı anlatayım. Tabutun içinde yankılanan o ses:
----Bitti, geçti artık geçti… Herşeyi görüyor duyuyor bu sesin sahibini göremiyorum. Evet evet her şey biti, geçti artık, geri dönülmeyen bir yolculuğa adım atıyorum. Tabutun içindeyim. Arkadaşlarım gerçeğin farkında değil. Maç, stadyum, film, sinema, ekonomik kriz, kredi kartı borcu gibi sıradan üzüntüleri var. Bana bir dua etmiyorlar. Sadece nereden geldiğini bilemediğim ve kulağımı çınlatan o ses:
----Geçti, bitti, diye haykırıyor…
Tabutun kapağını açtılar. Beni kefenimle boylu boyunca toprağa aldılar. İki arkadaşım başımdan ve ayaklarımdan tuttular mezarın içinde bekleyen arkadaşlarıma doğru yavaşca bıraktılar. Kabirdeki arkadaşlarımda daha yukarı çıkmadan diğer vefalı dostlarım üzerime kürek kürek toprak atmaya başladılar. Etrafım zifiri karanlık oldu. Bütün acizliğimle:
-----Ya rabbi bir fırsat daha ver. Senin emirlerine itaat edeceğim. Yarattıklarının iyilrini seveceğim. Kötülerine acıyacağım. Bütün kullarına hakikati ölümü söyleyeceğim. Ölüm var.ÖLÜM var. ÖLÜM VAR!!! Diye avazım çıktığı kadar feryat edeceğim. Yine o ses:
----Herşey bitti artık diye kulağımın içinde çınladı. Gözlerimi açtığımda kendimi bir hastane yatağında buldum. Baş ucumdaki doktor:
----İşte gözünüzü açtınız. Geçti, kurtuldunuz. Ölmediniz beyefendi diye sesleniyordu.
Etrafımdaki arkadaş akraba ve tanıyanların şaşkın bakışları arasında:
---Yarabbi sana zerrelerim adedince şükürler olsun diyordum. Ya bana bir fırsat vermeseydin ne olurdu halim. Çok şükür sana yarabbim.
Yazıyı paylaşmanız dileğiyle…
Gerçekleri görmeniz dileğiyle…