09 03 2007

Çoban ağacı

http://www.hasanguler.com Çoban ağacı Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak; “Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık...” Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Mushaf-ı şerifini okumaya koyulurdu. Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı, en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken; “Ver yavrum, derdi. Gönder bakalım bugünkü kısmetimi.” Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan... Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi. Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense birşey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini... Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu!.. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılana... Devamı

08 03 2007

AHMET MEKKİ EFENDİ

www.hasanguler.com   Huzur Pınarı Ölüm acısı zordur Ahmet Mekki Efendi “rahmetullahi aleyh”       kainatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-en sevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin; (herşeyin o gün sebebi ile yaratıldığı), mübarek doğum günlerinin yaklaşması vesilesi ile... “Ahmet Mekkî Efendi”, bir günki vaazında,Konuşurken, “Ölüm”den açılmıştı mevzû da.Biri ona sordu ki: (Efendim, bu insanlar,Acaba can verirken, ne kadar acı duyar?)Cevaben buyurdu ki: (“Ölüm”ün en hafifi, Öyle şiddetlidir ki, mümkün olmaz târifi.Ne zaman ki bir kişi, gelse ölüm hâline,Sanki konur “İki dağ” omuzu üzerine.İğnenin deliğinden çıkacak rûhu sanır,Yerle gök birleşir de, o arasında kalır.Sanki onun içinde, bir “Dikenli çalı” var,Onu tutup, ağzından, kuvvetle çekiyorlar.Bütün hücrelerine, takılmış dikenleri,Çektikçe parçalıyor, takıldığı yerleri.“Can verme”nin acısı, fazladır hattâ şundan,İnsana “Yetmiş” defa kılıç vuruluşundan. Fakat “Mü’min”, görerek hûri ve melekleri,Onların zevki ile, duymaz bu elemleri.Daha da şiddetlidir lâkin “Kabir azabı”,Hiç kalır buna göre, can verme ıstırabı.Çünki kabir, yakındır âhiret hayatına,Benzer azabları da, âhiret azabına.Bu kabir azabı da, böyle çok şiddetliyken,Hiç kalır “Mahşer”deki azablara nisbeten.Bir damlanın, deryaya nisbeti nasıl ise,Bunlar da birbiriyle, edilmez mukayese.O meydanda “Bin sene” bekleşirken insanlar,Güneş, bir mızrak boyu yaklaşıp halkı yakar.Bir ayağın üstünde bulunur binbir ayak,Günahlarına göre, tere batar cümle halk.Öyle çok sıkışır ki, kâfirler izdihamdan,Temennî ederler ki, kurulsa hemen “Mîzan”.Derler ki: “Hesabımız görülse de hemence,Şu sıkıntılı hâlden, kurtulsak bir an önce.” Halbuki bilmezler ki, bitince sual hesap,Başlıyacak bu sefer, da... Devamı

08 03 2007

sigorta ciddi bir ihtiyaçtır...

www.hasanguler.comwww.gozetmen.com “Bedava yemek yok!” Ofisimde oturuyor ve personelimin acentelerimizi daha fazla üretim yapmaya, daha profesyonel olmaya ve halkı bilgilendirme konusundaki eğitimlere daha fazla karşılık vermeye teşvik eden telefon konuşmalarını dinliyorum.Bu, günlük bir alışkanlık. İşimiz belki en nankör mesleklerden biri ama bana göre en önemlilerinden birisi. Yüzlerce defa hayır cevabına karşılık sadece birkaç kez evet cevabını alabildikleri bir hayat sürdüren acentelerimizin ve satış temsilcilerimizin bir parça da olsa cesaretlerinin kırılabileceğini biliyorum.Aslında, bu sorun olmamalı. Herşeyden öte kesinlikle herkesin ihtiyacı olan (güvenlik) bir ürün (ya da hizmet) satıyoruz, herkes ürünlerimizin temin ettiği mutluluk ve kafa rahatlığı hakkında hayaller kurar ve herkes sunduğumuz saygınlık ve rahatlığı elde edenlere imrenir.O halde, neden bu arkadaşlarımızı sürekli cesaretlendirmek zorundayız? Cevap çok basit; Türkiye’de sigorta en iyi saklanan sırlardan biri. Politikacılarımızın pek çoğu mali gelirleri hakkında en ufak bir ayrıntıyı bile saklamazlar, restoranları, spor aktivitelerini, eğlenceleri biliriz, fakat fikrimizin olmadığı tek konu kendimizin ve ailemizin hayat standardını nasıl garanti altına alacağımızdır.Evet, tüm acentelerimizin ve satış temsilcilerimizin istediğimiz standartta performans gösteremediğini biliyorum fakat iyi eğitimli, profesyonel, çalışkan, sizin ve ailenizin geleceği için ihtiyacınız olan güvenceyi sağlamak için hazır ve istekli olan sigortacılarımızın sayısı daha fazla.Pazarlama elemanlarımızın çalışmalarını kontrol etmeye devam edeceğiz, onları daha fala görüşme yapmaları ve müşterilerinin ihtiyaçlarına uygun ayrıntılı teklifler sunabilmeleri için cesaretlendireceğiz ve halkın karşısına çıkacak kariyer hedefi olan gençleri seçerek onları tek tek eğiteceğiz.Ne yazık ki, yakın zamanda, yüzbinlerce insan rahat bir emeklilik geçirme planları ile ilgili düş kırıklığı yaşadı. 11 veya d... Devamı