07 03 2007

ORHANGAZİ

  Orhangazi, Marmara Denizi'nin güneyinde Bursa - Yalova karayolu üzerinde, İznik Gölü'nün batı kıyısında yer alan 55 bin nüfusa sahip şirin bir ilçe. Orhangazi, Samanlı ve Katırlı Dağlarının çevrelediği dünyanın en güzel göllerinden birisi olan İznik Gölü'nün kıyısında çok verimli bir ova üzerine kurulmuştur.Orhangazi, 1893 yılında ilçe olmuştur. Bu tarihten sonra kentte hızlı bir gelişme yaşanmış ve 1913 yılında Orhangazi adını alarak bu günlere gelinmiştir.Tarım, hayvancılık, zeytin, dünyaca ünlü Gedelek turşuşu, meyvacılık ve ormancılık halkın geçim kaynağını oluşturmaktadır.Orhangazi'nin, Yeniköy, Cihanköy, Çeltekçi, Gemiç, Akharım, Narlıca, Heceler, Bayırköy, Mahmudiye, Selimiye , Örnekköy, Dutluca, Fındıklı, Hamzalı, Paşapınar, Üreğil, Karsak, Keramet, Sölöz, Çakırlı, YeniGürle, Gedelek, Gürle ve Yeni Sölöz olmak üzere toplam 25 köyü bulunmaktadır. Bu köylerin çoğu İznik Gölü kıyısında sıralanmış ve zeytincilikle uğraşmaktadır.Asilçelik, Ce-Sa, Döktaş, Elsan, Eltem, Kav, Ormo, Oran Tekstil, Yenisan ve Angora Tekstil gibi birçok sanayi kuruluşunu bünyesinde barındırmaktadır. Mozaik ise ilçenin diğer önemli bir gelir kaynağını teşkil etmektedir. Sanayi Kenti OrhangaziKurulduğunda, uzun süre ufak bir yerleşim yeri olarak varlığını sürdüren Orhangazi, özellikle Bursa Yalova yolunun öneminin artması nedeniyle son yıllarda hızlı bir gelişme göstermiştir. Kıyısında bulunan ovanın verimliliği sayesinde de, kasaba köylükten çıkıp bir kent olmuştur. Elsan, Döktaş, Ormo ve Asilçelik gibi ülkemizin büyük işletmelerinin kasabamızda kurulması ile özellikle Doğu illerimizden büyük göç alan Orhangazi önemli sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Orhangazi' de faaliyet gösteren Asilçelik ' te kalite karbon çelikler, az alaşımlı ve yüksek alaşımlı çelikler üretilmektedir. Ce-Sa Çember Sanayi'nde ambalaj ve sanayi çemberi ile çeşitli şeritler üretirken, Koç Holding kuruluşu olan Döktaş Dökümcülük' te motor gövdeleri ve yedek parçal... Devamı

07 03 2007

imam-ı Rabbaniden mektup

Gurbet yazıları İmam-ı Rabbani Hazretlerinden İnciler   74           Allahü teâlâ, sizi her sıkıntıdan korusun! Dünyâ ve âhıretin efendisinin “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât” hurmetine dünyâ ve âhıretin iyiliklerine kavuşdursun!    Dünyâ lezzetleri ve elemleri iki dürlüdür: Birisi cismin [ya'nî nefs-i emmârenin], ikincisi rûhun lezzetleri ve acılarıdır. Cisme lezzet veren herşey, rûha elem verir. Cismi inciten herşey, rûha tatlı gelir. Görülüyor ki, rûh ile cesed, birbirinin nakîzi, aksidir. Fekat, bu dünyâda rûh, cism derecesine düşmüş ve cismle birleşmiş, kendini cisme kapdırmışdır. Rûh, cism hâlini almış, ona lezzet veren şeylerden lezzet duymağa ve cisme acı gelen şeylerden elem duymağa başlamışdır. İşte avâm, ya’nî câhil halk böyledir. Vettîn sûresinin, (Onu [rûhu], sonra en aşağı dereceye indirdik) meâlindeki âyet-i kerîmesi bunların hâlini göstermekdedir. Bir kimsenin rûhu, eğer bu esîrlikden, bu bağlılıkdan kurtulmaz, kendi derecesine yükselmez, kendi vatanına kavuşmaz ise, ona yazıklar, binlerle yazıklar olsun! Fârisî iki beyt tercemesi:    Mahlûkların en yükseği insandır.    O makâmdan mahrûm kalan da, odur.    Bu yoldan, eğer geri dönmezse,    Ondan dahâ mahrûm, olmaz kimse.    İşte, rûhun hastalıklarından biri, elemini lezzet sanması, lezzetini elem anlamasıdır. Onun bu hâli, mi’desi hasta bir kimseye benzer ki, bu kimse safrası bozuk olduğundan, tatlıyı acı sanır. Bu kimseyi tedâvî etmek lâzım olduğu gibi, rûhu da, bu hastalıkdan kurtarmak, akl îcâbıdır. Rûhun tedâvî edilerek cismin elemlerinden, acılarından lezzet duyması, sevinmesi lâzımdır. Fârisî beyt tercemesi:    Kavuşmak için, bu lezzet ve sevince,    Can çıkıncaya dek, çalış, gündüz ve gece!... Devamı

06 03 2007

İstanbul

Gurbet yazıları    . Eski Gemlik nerede diyen komşuma,eski İstanbul nerede diye nazire yapmak istedim.  Biz Gemlik’liler  İstanbul için büyük Gemlik deriz. Şimdi  buna şiddetle itiraz edecek okuyucular da olacaktır. Onların görüşüne de saygı duyarak, yazımı sürdürüyorum. Sabahın erken saatlerinde  sahile doğru yürürken, birbirini tanıyan, selamlaşan İstanbul’lulara rastlardım. Biz gençler koşa koşa vapura giderdik. Şimdi yine hızlı hızlı vapura gidenler var. Fakat bizleri ve başka gezen insanları tanıyan yok. Ülkemiz niye böyle oldu. Kurtuluş savaşımızın önderi, Büyük Atatürk: -Bugünün küçükleri yarının büyükleridir, demiştir. Bize bizden evvelki büyüklerimiz neleri verdi ise, biz de çocuklarımıza onları verebilmeliyiz. Geçen hafta Kuzguncuk semtinde ikamet eden akrabama gittim. Günlerden pazardı. Burada  yaşayanlar birbirlerini tanırlar. Hatta aralarında müthiş bir sevgi bağı vardır. İcadiye caddesini süsleyen çınar ağaçlarının yapraksız hali bile hoş görünüyor. İnsanlar da çınar ağaçları gibi sağlam ve sevecen.Yemekte sofrada sele zeytini de vardı. Yıllardır burada oturan akrabam: -Hasan bak bu zeytinleri,Gemlik’ten aldık.dedi. Daha sonra hanımının da maharetini öne çıkararak, her yıl Gemlik’e gittiklerini ve oradan gayet hesaplı direk üreticiden aldıkları zeytinleri böyle nefis bir hale getirdiklerini söyledi. Gerçekten bu sele zeytini çok leziz olmuştu. Üreten değil,nadiren de olsa, satın alan becerikli oluyordu, demek. Akrabam Antalya’dan da dalında portakal getirmişti. Salonda ağaç gibi duran  meyveleri topladı. Yemekten sonra bu güzelim portakallardan da yedik. -Hasan öğle namazı yaklaştı, camie gidelim,dedi. Kuzguncuk Camii ile Kilise yan yanadır. Biz abdest alırken ayin için kiliseye gelenleri de görüyorduk. Akrabam onları tanıyordu. Onlar da  orada bulunanları….   Yukarıda yazdıklarımı düşününce, ülkemizin insanlarının  hala birbirlerine sevgi v... Devamı