gebze de yağmur | izlesene.com
YAĞMURLU BİR GÜNDÜ
Türkiye'de, Pakistan topraklarına yağan yağmurlar kadar olmasa da, yine de çok şiddetli yağışlar olabiliyor. Oturduğumuz semtte bir cami inşaatı var. Tam beş senedir, yapılmayı bekliyor. Yardım yetkilisi bu bayram günü inşallah mahalle sakinlerini yardıma çağaracağız. İşte o zaman bu mabet tamamlanacak, gibilerden bir şeyler söylemişti. Daha önemli bir yardım kampanyasına, yani PAKİSTAN Halkının yardımına koştuk. Yardımlar ve tabii umutlar ikinci bir bayrama kaldı. Fakat bu sabah hummalı bir çalışma gördüm. İnşaatın önünde önce bir kamyonet durdu. İçinden ustalar indi. Hızlı adımlarla yürüdüler. Birbirlerine el kol işareti yapıyorlar. Bir yandan da malzemeleri kamyonetten indiriyorlar. Haydi hayırlısı. Lakin dün seçim gününde başlayan yağmur, bütün gece şiddetini sürdürerek devam etti. Ayaklarında çizmeler var. Fakat bazen o çizmeler bile balçık olmuş çamura saplanıveriyorlar. Hele içlerinden birisine iki arkadaşları yardım etti de, o zaman kurtulabildi. Her yer ıslak ve çamur. Yarını bekleseler olmaz mı? Diye düşünceler içindeyken kum yüklü bir kamyon inşaata doğru, dümen kırdı. Ağır ağır ilerliyor. İnşaat işçilerinin baş ustası tahmin ettiğim bir kişi, eliyle işaretler yaparak şoföre yol gösteriyordu. Kravatlı, takım elbiseli bir başka beyefendi, bu tarif eden ustaya yaklaştı. Bir şeyler fısıldadı kulağına. O da şoföre koştu. Şimdi kamyon yavaş bir manevra ile geri dönmeye başladı. Tamamen inşaata arkasını verdi. Aynadan bakarak geri geri gelmeye başladı. Kamyon geri gelirken toprağa saplandı. Bataklığa saplanmış bir insan gibi tekerlekler çırpınırcasına döndükçe, daha da beter, çamura gömüldü. Arka lastikler değil, ön taraf bile tamamen oturdu.
Şoför derhal kamyondan indi. Arkaya doğru koştu. Elini başına vurdu. Talihine küstü sanki. Bu delikanlı arabanın sahibiyse de kötü, eğer sahibi başkaysa daha da beterdi. Belki de işinden bile olabilirdi. İşsizliğin her geçen gün arttığı bu günlerde, işsiz kalmak, felaketti. Etrafındakilere hızlı hızlı bir şeyler söyledi. Lastiklerin ön ve arka yanlarına kürek kürek çakıl attılar. Tekrar direksiyona geçti. Araba büyük bir gürültüyle sarsıldı. Fakat bir milim oynamadı. Sanki burada zaman durmuş gibiydi. Kamyonun biraz önüne kamyoneti çektiler. Zincir bir halatla iki aracı bağladılar. İki araca şoförler geçti. İkisini birden çalıştırdılar. Fakat görüldükü, kamyonet de, geri geri çekilmekte. Yani kamyon birini daha yanına alacak. Bu teşebbüsten hemen vazgeçildi. Takım elbiseli, kravatlı adam, cep telefonu ile birilerini aradı. İşçilerden biri eline bir kürek aldı. Kamyonun kasasına çıktı. Çabuk hareketlerle, kumları dışarı atmaya başladı. Neredeyse yirmi ton kum var. Buna zaman yetmez. Başka bir inşaat çalışanı da arka tekerleklere ve hatta ön tekerleklerin etrafına çakıllar atmaya başladı. Kamyonet bağlantısını iptal ettiler. Kan ter içinde kalan şoför tekrardan direksiyona geçti. Buradan gördüğüm kadarıyla, dudaklarını oynatıyordu. Bir ihtimal bildiği bütün duaları okuyordu. Sanki bir karınca ordusu, büyük bir kitleyi taşıyor gibiydiler. Bu millet hep böyle gayret etse, ne fakir kalır, ne de işsiz, diye düşündüm. Bu kadar uğraşmadan sonra, kamyon efendi, sanki bir karış yürüdü. Fakat o kadar. Tam bu sırada bir jip geldi. İçinden üç kişi indi. Onlara telefon eden iyi giyimli adam yanlarına koştu. Bir şeyler konuştular. Hep beraber kamyonun yanına geldiler. Tekerleklere baktılar. Belli ki bunlar inşaat şirketinin sahipleriydiler. İçlerinden gür saçlı ve uzun boylusu, cep telefonuyla konuşmaya başladı. Şoför de yanlarına koşmuştu. O zavallı, sanki bir asker gibi esas duruşta bekliyor. Gözleriyle her üçüne de adeta yalvarıyordu. Telefon konuşmasını bitiren adam, Şoföre sorular sorar gibi baktı. O da el kol hareketleriyle başına gelenleri bir güzel anlattı. Bu manzarayı sağır dilsiz biri seyretse, o da bu kadar anlatabilir. Pencereden bakmaktan vazgeçtim. Daha üzerimde pijamalarım vardı. Akşam basketbol final maçını ve ondan sonraki kritikleri izlediğim için, hala uykuluydum. Tarihimizde ilk defa dünya ikincisi olmuştuk. Milli takımın başında ise, TÜRK olmayan bir teknik adam vardı. Başbakanımız kendisini TC vatandaşı yapalım gibilerden bir söz söylemiş. Tanjeviç’e yakışır. Boğdan Tanjeviç aynı zamanda Fenerbahçe basket takımını da koçu.. Kendisinin önemli bir rahatsızlığı var. İnşaallah tedavi olup, iyileşir. İşte uykusuzluğumun nedeni buydu.Olay mahalline geldiğimde, bir inşaat makinasının palet tekerlekleri üzerinde ilerlediğini gördüm. Az sonra da yanımıza geldi. Kepçenin operatörü, Kahramanmaraşlı’ydı. Yanımdan geçerken ona seslenişlerini duyarak, bu hükme vardım. Onun işinin ehli bir kimse olduğunu, bu çamur deryasından kamyonu çıkarabileceğini de söylediler.
Gerçekten öyle oldu. Kamyonun ön tarafındaki toprakları büyük bir titizlikle, sıyırdı,aldı. Tekerlekleri serbest bıraktı. Sonra arka kapak tarafına geçti. İnşaat makinasının kepçesini kasaya dayadı. Kamyona doğru hızla yüklendi. Kamyon sıtma tutmuş gibi, sarsıldı. Önce arka tekerler sonra da ön tekerler dönerek, bataktan kurtuluverdiler. Büyük bir sevinçle aracından inen kepçe operatörünün sevincini ve kendini beğenir halini kelimelerle anlatmak mümkün değil..
Bu sevincin daha çoşkulusunu, kamyonun şoföründe de gördüm. O da Maraşlı arkadaşına candan sarıldı. Gözlerindeki sevinçle teşekkür etti. Yardım derneğinin yetkilisini gördüm. Bu inşaat şirketi, cami yapımına yardımda bulunmayı istemişler. Ellerindeki malzemeleri bağışlamak ve gerekirse yapının tamamlanmasını hızlandırmak, düşüncesi içindeymişler. Allahu Teala onlardan ve bu yazıyı okuyanlardan razı olsun.